iki gün boyunca buraya giremedim ve o zaman zarfında inanılmaz derecede yazmak istedim.
şimdi açık ve hepsi kaçmış!
alacağınız olsun lan...
17 Eylül 2009 Perşembe
10 Eylül 2009 Perşembe
bek tu sukuul

"all the kids are going back to school, the summer is over it's the golden rule" demiş, eleman.
iyi aslında, okula dönebilecek yaşta olmanın ve bunun geçiciliğinin bir güzelliğini hissetmedim değil bu yaz çalışırken. göreceli tabii, ama sevdiğim bir şey(ler) ile meşgulüm okulda da, o da bomba.
ama, bir his var işte, okul açılıyor ya, fotokopide sıra beklemeler, gece yarıları ödev yetiştirmeler. hocaya, asistan dert anlatmalar. yine M. olarak 40 tavşanı aynı anda kovalamaya çalışmalar.
fotoğraftaki eleman gibi yatıcam duvar dibine pazar gecesi. fonda bizimkiler'in açılış müziği, banyodaki buhar ve sabun kokusu, hazırlanmış çanta gibi hislerle!
7 Eylül 2009 Pazartesi
MonAmi
Üzere.

Çok iyi hissetmiyorum kendimi aslında.
Yeni biriyle tanıştım, ilginç biri, konuşması, tavırları, anlattıkları. Hani iyi gelir ya bazen, apayrı bir kafası vardır, hiç alakanız olmadığı şeylerden bahseder-siz de ona onun alakası olmadığı şeylerden bahsedersiniz- ama bir bakarsınız ki o kadar da apayrı değilmişsiniz konudan falan. Yakalarsınız yani. Buna "keep up feeling" diyor sevgili psikologlarımız, böylelikle kişi kendisini farklı bir gözden onaylatmış oluyor, ki her ne kadar modernleştirilmiş yalnız hayatlarımızda "ben bireyim!" diye bağırsak da, bildiğin sosyal gruplar halinde yaşayan bir hayvanız. Bu sebepten dolayı, bu noktalar önemli, hele ki yeni biri, yeni bir konu, yeni bir olaysa, onay almak çok daha önemli oluveriyor.
Şimdi, "burada", bu tarihi binada onaylatılmış hissedemiyorum. Cidden bir şeyler ters gitti hissim yoğun. İlk kez böyle bir deneyim yaşayıp, ağzıma sıçılmış hissiyle öylece duruyorum. Mission alıp, "failed" olmuş gibi. Tabii ki "ah, hiç bana göre değil başarısızlıklar!" demiyorum, gayet bana göre, ama bir şeylerin ters gitmişliğine değil de, neden ters gitmişliğine takılıyorum sanki. Ya yoğun işten kaynaklanan stresin insanların üzerindeki etkilerini üzerime alıyorum, ya da cidden farkında olmadığım, olamadığım bir durum var ve benim yüzümden sadece ben değil, benimle ilgilenen insanlar da mutsuz.
"Ben bu işi yapıcam lan!" diyip, hayatımı yıkıp, tekrar kurmaya başlarken, bu iyi olmadı. İstediklerimiz olmuyor, evet, buna alıştık. Ama istediğim herhalde şu olurdu, "yok yahu, yanlış yakalamışsın sen, işler yoğun..."
Bunun üzerine yapılacak bir şey de pek yok.
Şu anda R. "Everything gonna be alright" çalıyor hemen yanımda, çok boktan hissediyorum- belki de duygusal davranıyorum rasyonel davranmam gereken bir duruma ve o yüzden mutsuzum. Ama bunu da denemeden bilemem ki... Hisler de yaşanarak öğreniliyor.
Ah M. ah...
3 Eylül 2009 Perşembe
2 Eylül 2009 Çarşamba
Yeni Zelanda ve Karpuz

Bazı insanlar vardır; nereye koyarsanız koyun, ne okutursanız okutun, nerede çalıştırırsanız çalıştırın sorun yaratmazlar, en azından ortalama bir başarıyı yakalarlar. Mızmızlanmazlar mesela, onlar için o iş yapılacaktır, yapılıyordur. Seviyor mu, nefret mi ediyor, o gün kahvaltıda kötü mü yemiş, dün gece sevgilisinden mi ayrılmış, almak istediği o t-shirt'ün small'u mu kalmamış, içtiği kahvenin kokusu her gün içtiğine göre başka mı kokuyormuş, o sabah uyandığında sabah ereksiyonunun verdiği gazla patlamak ve işe gitmemek mi istiyormuş, parası olmamasına rağmen suşi yemek isteyip de yiyemediği için bunu kafasına takıp "ne için çalışıyorum a.q., en başta 3-4 kişi para kazanıcak diye 50 yaşına kadar götünü yırt, kimseye de bi' yararın olmadan kalpten geber git" gibi kurmacaları kafasına takıp oturduğu yerde Yeni Zelanda'daki gönüllü kamplarını araştırırken mi buluyormuş... Takmaz. Yatar, kalkar, işine bakar...
Bazı insanlar vardır; sadece kendi istedikleri ve sevebildikleri şeyleri yapabilirler. Okul hayatları çalkantılıdır, hep şikayet halinde geçen, gergin, tansiyonu yüksek iş yaşamları olur. Başarıyı yakalayabilmeleri sadece sevdikleri ortamlarda yaratabilecekleri sinerji ile mümkün olabilir. Kendini yapılan işin ne kadar içinde hissedebildiği, bulunduğu yerin ışıklandırması, o sabah giymek istediği pantolonun kirli sepetinde olması yüzünden bambaşka şeyler giymek zorunda kalmış olması, havanın istediği kadar sıcak\soğuk olmamış olması, "eve giderken şunu alayım" dediği şeyi eve girdiği anda hatırlaması, dün akşam eve giderken aldığı karpuzun bu yaz aldığı 5. (yazıyla be-şin-ci) karpuz olması ve son dördünün kelek çıkarak bir elinde tahta saplı, eski ama sağlam mutfak bıçağı, diğer elinde kestiği karpuzun kafasıyla derinlere dalarak "daha adam gibi yoklayarak doğru karpuzu seçemiyorum, yoklaya yoklaya nası doğru adamı seçicem" demesi... Takar. Bunları kafasına takar!Yemicem karpuz...
1 Eylül 2009 Salı
al sana eylül

Yazın başında plan yapmıştım. Şunlar okunacak, bunlar atılacak, ötekiler ötelenecek, şuradakiler alınacak, şuralara gidilecek gibi...
Noldu? Tıııss! Bi halt yiyemedim. Tamam, bazı haltlar yedim, kabul ediyorum. Ama, ama..
Dün okul için online ders kaydı olayları, bugünün çok sevgili iş arkadaşım, diri vücutlu insan R. tarafından 1 Eylül olduğunun hatırlatılması, kombicinin posta kutusuna kışa hazır mısınız el ilanını koymuş olması, sabah motorda uzun zaman sonra ilk kez üşümem ve bunda yalnız olmamam gibi şeyler bu hissi tetikledi.
Plan yapmak değil de söz vermek lazım kendimize sanırım. Anca o zaman adam gibi yazlar geçebilir.
O da saçma ki... Ya da biri olsun desin ki "haftaya şuraya gidilsin mi?" hatta "gidilsin!" desin, ben de "eh iyi madem" falan diyeyim.
Şu an bıkkınım. Eylül hep böyle bir sıkıntı halinde geçiyor zaten, eylülden sonrası sıkıntısız. Ekim ve kasım güzel hatta. Dedim ya, sorunum sonbahar ya da kışla değil. Hatta soğuk havayla, yağmurla falan hiç derdim olmadı. Olay geçiş dönemi galiba. Ki, bu aralar ciddi anlamda geçişlerdeyim gibi.
Nasıl olur bilmiyorum, ama çatır çatır geçer işte.
Malta eriği sonbaharda mı çıkıyordu ya?
Kaydol:
Kayıtlar (Atom)

