31 Aralık 2009 Perşembe

3 .

Burayı zaten takip eden, (ettiğine emin olduğum demiyorum) 5-6 kişi falanız. İyiyiz, ama. Fena değiliz yani, gideriz. Hele biraz içince falan tam kıvama gelen insanlarız. Bundan dolayı, herkese mutlu yıllar dilemem gerekmekte, hakkınızı yiyemem.

Bu yıl; evime artık "yeni evim" demez olmuşum, okulda bir dolu şeyi hayretler içerisinde kalarak öğrenmiş ve hatta bir kısmını da uygulamışım, az alışveriş yapmışım ama çok dışarda yemek yemişim, sağlam içmişim, yıllardır benimle olan saatimin yerine yenisini almışım, zıvanadan çıkma noktasının çok da uzak ihtimaller dahilinde olmadığını görmüşüm, fena okumamışım ama hedefe ulaşamamışım, az tatil yapmışım, çok yorulmuşum, insanlara bazen az, bazen fazla değer vermişim, yerinde değer verdiğim çok az insan olabilmiş, yeni insanlarla tanışmışım bazılarını sevmişim, bazılarını sevmemişim ama bu onların şu anda hayatıma dahil olup olmadıklarını pek de değiştirememiş, çok özlemişim, beklediğimden az yazmışım, evime hırsız girmiş ve her şeyimi alıp siktirip gitmiş-en çok da benim odamı dağıtmış ibne, yılın son 3-4 ayı bombok geçmiş, sağlık sorunlarıyla uğraşmışım, ameliyat olmuşum, h1n1 olmuşum, ağır farenjit olmuşum, annemi hastanelerde beklemişim, yakın bir arkadaşımı ve yakın sayılabilecek başka bir arkadaşımı kan kanseriyle uğraşırken bulmuşum, her an ağrıyla yaşıyor olmayı öğrenmeye başlamışım, 18 tane kadının ve benim bir arada olduğu bir ajansta staj yapmışım, orada bu blog'un yaratılma sürecinde en büyük katkıları olan "R." ve "Pınar" ile karşılaşmışım, onlardan kötü düşünceli olmadan da bu işlerin yapılabileceğini ama bazen kan çıkarmadan işlerin bitmeyeceğini öğrenmişim, onları çok sevmişim ve onların paçasını onların zannettiği kadar kolay bırakmayacağımı kendime özümsetmişim, kendi direktörümden iş paylaştırabilmenin bir meziyet olduğunu ve yöneticilik vasfına sahip olmanın temelini oluşturduğunu ve öyle her revizyonu yaparsak onun altında çalışan kız gibi sadece üst kata mail atan biri haline gelebileceğimi öğrenmişim, yapılan işlerden "logoyu büyütebilir miyiz?" duymaya alışmışım, yeni pofuduk bir yorgan almışım, yakın arkadaşlarımla az görüşebilmişim, az da olsa trene binebilmişim, Bozcaada'ya gidebilmişim, hayatıma okul sayesinde tanıştığım iki tane çok önemli insan girmiş ve onları kendime "life-coach" yapmaya başlamışım, yılın şu son günlerinde içimdeki enerjiyi fark etmişim ve inanamamışım, sonunda temizlik için birini bulabilmişim, ağladığım güldüğümden daha çok olmuş, bol bol kafam karışmış ama kafa karışıklığı iyidir yavrum demişim, yemek yapmayı azaltmışım, İspanya'ya gitmişim ve kafa insanları hayatıma sokmuşum...

Üç nokta da kullandığıma göre, yeni yılı çok bohem ve elit bir içerikle bitirdim. Ama umarım 2010 yılı üç noktayla özetlenecek bir yıl olmaz sevgili M. severler.

17 Aralık 2009 Perşembe

Beni kopar-ma

"In 89 countries walking on a mine is still a routine - To make a $3 donation text: CALM to 336 - Campaign against Landmines"

Ketçap.

Yer misin, yemez misin?

Umurumda değil, çok iyisin.

http://calm.org.nz/

Not: Yeni Zelanda'nın "dreamland" olma sebeplerine birinin daha eklenmesi.

15 Aralık 2009 Salı

Başucuma koyasım geldi



Bu kutunun oturduğum yerden bile portakal koktuğuna yemin ettirebilenler olduğunu bilmek mutlu edici.

Mis.

11 Aralık 2009 Cuma

Noktalama İşaretim



Fotoğrafla yakından uğraşan arkadaşlardan birinin "sen bunu seversin" diye gönderdiği bir fotoğraftan aylar sonra.

Böylesi büyük değişimleri hayatın, zamanın kanunu olarak biliyor olmam, onlara şaşırmamı ya da alışamamamı değiştirmiyor. Aksine çoğunluğun normal karşılaması karşısında iyice afallatıyor. Bunun gibi bir değil, birden çok sorun haline getirdiğim gündelik durumlar var. Ara sıra bazı görsel materyaller ya da müzik bana bunları tekrar tekrar hatırlatabiliyor. Yukarıdaki fotoğraf da bunları hatırlattı:

Kış geliyor. Hatta geldi. Ama işte hala bir kabullenememe, hala bir "yok ya, havalar valla iyi" demeye çalışmak. Yaklaştıkça, kışa döndükçe, kış oldukça, kenarda-köşede kestaneciyi gördükçe, TV'de soğuk algınlığı ve grip uyarılarını gördükçe içinden çıkamadığım bir bunalma hissi. Bir sürü geçmişe dair tetikleyici çağrışım var elbette. Ne de olsa karasal iklimde büyümüş çocuklar için kış, mevsimden ziyade, hayatlarına kazıdıkları bir yaşama şekli, mizaçlarında bir noktalama işareti oluyor. Her çocuk için başka noktalama işareti oluveriyor hatta. Uzun ve çetin geçen kış yetmezmiş gibi, sıcak yaz günlerinin buz gibi geceleri de karasal iklim çocuklarının "karanlık" denen en temel korkulardan biriyle soğuğu ilişkilendirmelerine neden oluyor. Ve elbette, bu ülkenin insanlarının genellikle ve özellikle kışın koyu renklerle kendilerini bezemeyi seçmelerinden dolayı akılda kalan siyah paltolar, ıslak yün kokuları. Kuruması için sandalye arkalıklarına asılan paltolar. Camın öteki tarafındaki insanların acele tavırları, dışarıda olmak zorunda olanlar veya olmayı seçenler için evlerden yükselen iyi niyetli temenniler.

Camın bu tarafında zaman geçirmeye bu denli yaklaşmak geriyordur belki de sadece. Ama aslında hiçbiriniz o kadar da hazır değilsiniz bu tarafta hayatınızı yaşamaya. Sadece doldurmaya çalışıyorsunuz anlarınızı. Her gün de zaferlerinizle yataklarınıza girdiğinizi sanıyorsunuz.

Yanılıyorsunuz.