24 Kasım 2009 Salı

Literally and figuratively "fıtık" olmak

"Bu arada biz bu ameliyatları genel anesteziyle yapmıyoruz."

Hani ben sana olayı anlattım, prosedürü açıkladım ufacık bir ayrıntı olarak da genel değil, spinal (omurgaya yapılandan) anestezi yapıyoruz diyor, sevgili cerrahım. Ameliyattan biraz önce söylemesi daha da bir geriyor bünyeyi.

Bir şekilde atlattık, umarım vücudumdaki bu patlağın onarılması tüm hayatımdaki patlakların onarımında yardımcı olmuştur, en azından bir süreliğine.

Panik bir halde soğuk ameliyat masasındaki uzanış, anestezistin hasta psikolojisinden anlamayan tavırları, tüm ameliyat ekibinin "işe" başlamadan evvel alınması gereken bulaşıcı hastalık raporunu tepemde yaklaşık 10 dakika boyunca beklemeleri, midemin bulanmaya başlaması, raporun gelmesi, ameliyata başlamaları, her saniyenin bir yıla denk hale gelmesi ama yine de çok uzun gelmeye başlaması, yarım saat boyunca tek kelime etmeyip "her şey yolunda mı?" diye sormam ve "karın zarınızı dikemiyoruz, farklı bir şekilde, bir implant yardımıyla kapatmamız gerekebilir." demeleri. Paniklemem ve tansiyonumun çıkması. Tansiyonumu düşürmeleri ve ardından "eternal sunshine of the spotless mind" sıvısını damardan zerk etmeleri. Her şeyin farkında olmam, ama kafamın güzel olması ve çenemin açılması. Cerraha Türkiye İş Bankası'ndan yenisi basılan Shakespeare'in sonelerini "Talat Sait Halman'ın çevirisidir, aslı kadar lezzet vericidir" diye tavsiye etmem. Sessizliğe dayanamamam, müzik yok mu diye konuşup durmam, ilacın etkisini yitirmesiyle yeniden paniklemeye başlamam ve "izi kalacak mı?" paniğine kapılmam ve hemen ardından yine aynı sıvının o güzel afallamasını yaşamam.
Belden aşağısı felç, yarım saat-en fazla 45 dakika sürmesi gereken ameliyatın 2 saat 15 dk gibi bir süreye uzaması. Buz gibi ameliyathanede sırılsıklam terlemenin ne olduğunu yaşamam, yoğun bakımda kolda serum, çok susuz bir şekilde flu bazı görüntülerin gelip geçmesi ve elbette sayıklamalar. İki santim kadar olması gereken kesiğin 10 santimin üzerinde olması ama alınmayan dikişlerimin ve "estetik" stilin (vücudumda estetik var artık) sayesinde izinin kalmayacağı garantisi, karın bölgesinin insanın ağırlık merkezi olmasından dolayı en ufak harekette hoplatan acı, bir hafta boyunca öksürmenin, hapşırmanın, konuşmanın bolca acıtması, doktorun hapşırmak ve öksürmek ilk 4 gün yok demesi ve bu konuda bir uzmanlık geliştirebilmek. "Halen" oturma, kalkma, uzanma, hapşırma, öksürme, uzanma gibi bazı aktiviteleri yaparken gerilen karın yüzünden yaşanan can acısı. İlk üç ay boyunca spor salonuna gitmenin, 3 kiloyu geçen ağırlıkları kaldırmanın, yüksek bir yere uzanmanın, çok gerinmenin, ani hareket yapmanın, kabız olmanın yasak olması.

Bunlar var aklımda.

Tekrarlayabiliyormuşsun bir de, lütfen yapma.

3 yorum:

  1. gercek bir m. öyküsü. ancak bu basina gelebilirdi. fakat kafan güzelken cenenin acilmasi olayi boylece tescillenmis oldu.

    YanıtlaSil
  2. acaba kafan güzelken ingilizce de konustun mu? soru o bence...

    YanıtlaSil
  3. hayır, sadece anadil. iyi bir vatandaş olarak asker hastanesinde sadece Türkçe konuştum elbette.

    YanıtlaSil