9 Mart 2011 Çarşamba

25 dedin mi bir duracaksın

Bugün oturup (hiç işim yokmuş, Türkiye'nin dört bir yanındaki bakkallarda arz-ı endam edecek olan vinilleri organize etmeyecekmişim, logoyu büyütmeyecekmişim, müşteri krizini almayacakmışım, gibi) kafamda biraz neler neler sanmışım tribine soktum kendimi.

Mesela, yaşın 25'ten sonrası (R. yazmışsın, anında nem kaptım, hemen küfe yüz tuttum o sebepten yazıyorum) biraz akarsunun yüksek debilisi gibi oluyor sanki durumu biraz sinire kestiriyor beni. Ondan dolayı da, ne olmuş/ne olmamış/ne olsun gibi yazasım geldi.

*Mesela, ben bir ara resmen okulu bitiremeyeceğimi düşünmüştüm. Ama bir ara hakikaten bitmeyecek ve ben orada burada stajla falan derken merdivenaltı bir mekanda sağlık memurluğundan sahte doktorluğa şeklinde bir kariyer planı yapacak gibiydim. Olmayacak sanmıştım ki oldu olacak bakalım.

*Mesela, "erkek çocukları zaten sonradan uzuyoo" denile denile annemin de bana "oğlum bitir şunu, bi kaşık daha koyayım" demeleri ve bir de reklam ajansında çalışan biri olarak yarım dünya kadar oldum ama boyum hala hobbitlerin en iri yapılısını geçmedi, bakalım bundan sonra nasıl olur...

*Mesela, sevgili konusunda. İnsanlara hiç güvenmeyip, ama onlara sonuna kadar inanmak istemek arasında tilte dönen bir bünyeye sahip olabildim ki, elbette benim de kişisel bir katkım vardır, ama gelin görün ki ülkemizdeki piç sayısı her geçen gün artıyor. Kontrol edemiyoruz kesinlikle. Mitozundan bölünüyorlar. Oysa ki hayret! Bizim gibi sosyal devlet olmuş, kişilere sistem dayatan değil de, özgür alan bırakan, hayata hazırlayan bir eğitim sistemi olan bir ülkede nasıl oluyor da kişisel gelişimini orangutanın empatisine denk bir şekilde bırakmaktayız, şaşırmaktayım...
(Aslında burada bir cümle yazıyordu, ama sildim, fyi, ty.)

*Mesela tırtıllar bile değişip rengarenk kelebeklere dönüşseler de (ki bazıları iğrenç kahverengi leş yaratıklar olsalar da yine de kanatlanıp uçabilmeleri takdire şayan) ben melankoli ve anksiyete konusunda çok değişemedim. Biraz bu durumun yapısal olduğunu kabullenmem gerek. Tamam birçok konuda süper güzelleştim ve adam olma yolundayım, yontuluyoruz mütemadiyen ama kötümserlik falan, o konuda arpa boyuyla yol gittim. Şöyle ki, yaş 5, ben güneşin batışını izleyip hüzünleniyorum... Lan noldu? Lego'nun parçası mı eksildi? (Lego'ya olan hayranlığım yazımına gösterilen dikkatten anlaşılsın) Ekşın meninin kolu mu koptu? Bu ne hüzün? Ne alaka? Yani kısacası, ve belki de en büyük yanılgım zaman zaman, mutlu olabilirim sanmıştım. Bakalım, kendimi bu konudaki uyarmalarım devam edecek. İnatla mutlu olacağım şeklinde devam edeceğim!

Eh çocuğum, şunca zamandır iyi kafa siktin, nedir derdin diyecek olursanız;

Herkes sağlıcakla kalsın bir sonraki blog yazısına dek, gibi saçma bir şekilde bağlayamadan bitiriyorum. R. insanı beni 2010 ve 2011 değerlendirmesi yapmaya Mart ayında itti. Gerçi hava çok uygun, ben biraz jingle bells dinleyeyim olmazsa...


Hiç yorum yok:

Yorum Gönder